Tarihi

Saçlı Abdülkadir Camii

Saçlı Abdülkadir Camii

Saçlı Abdülkadir Camii.. Ön cephesinden 2 katlı bir yapı olduğu anlaşılan ancak halihazırda çatısı olmayan, 2 adet mezar ile beraber şadırvan olarak kullanılan kalıntı. Halbuki burası Saçlı Abdülkadir Efendi tarafından, 1537 yılında vefat eden babası Sivasi Tekkesi Şeyhi Abdürrahim Efendi’nin kabri üzerine yaptırdığı bir mescittir. Yapı 2 katlı olup, bodrum katın kabir odası, üst katın ise mescit olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bugün alt katta üç adet kabir bulunmaktadır. Bunlar Saçlı Abdülkadir Efendi’nin babası Abdurrahim Efendi, Saçlı Abdülkadir Efendi ve halifesine aittir.

Saçlı Abdülkadir Efendi ve babasına ait kabirler , abdesthane ile iç içe.

1957 yılında çökme tehlikesi bulunan yapı tamir mi edildi. Yoo ne gezer. Yıktırıldı. Takip eden zaman içinde alt kat kabirlere ait sandukalar da bu ilgisizlikten nasibini almış ki bugün sadece kaideleri mevcuttur. Günümüzde bu mekan yukarda değindiğimiz üzere abdest alma yeri olarak (Allah’tan) kullanılmaktadır.

Saçlı Abdülkadir Efendi (Uzun saçlarından dolayı ) Kanuni Sultan Süleyman döneminin şeyhülislamlarından olup, 1594’te vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.

Arka planda gözüken ve bugün saçlı Abdülkadir Mescidi olarak adlandırılan kubbeli yapı aslında darülkurradır ve ünlü tarihçi ve şeyhülislam Hoca Saadeddin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir adam. Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi sonrasında bu coğrafyadan getirttiği alimlerden biri olan Hafız Mehmed Efendi’nin torunu, Yavuz’un ünlü danışmanı Hasan Can’ın oğludur.

Hoca Sadeddin Efendi’nin Osmanlı tarihine en büyük katkı­sı hazırlamış olduğu Tacüt- Tevarih adlı tarih kitabı ve Sultan I.Selim’in hatıralarıyla geçen Selimname adlı eseridir. Babası Hasan Can’ın Yavuz Selim’ e olan yakınlığı dolayısıyla babasından öğrendiklerini kağıda aktaracak ve o döneme ait nice detayın bugünlere taşınmasını sağlayacaktır.

Haçova Zaferi ( Hezimetten zafere dönüşümü sağlayan altın dokunuş ) ; Eğri Seferi olarak bilinen bu mücadelede iki ordu karşı kar­şıya geldiğinde Avusturya ordusunun Osmanlı ordusunun tam iki katı olduğu görülecektir. 200 bin kişiye karşı 100 bin asker. Savaş başlar ve bir süre sonra savaşın seyri Avusturyalıların lehine döner ve Osmanlı ordusunda ricat başlar. Zaten Yeniçeri Ocağı bozulmaya yüz tutmuştur. Osmanlı cephesinin bozgunu sırasında Sultan III. Mehmed’in yanına gelen yardımcıları, “Sultanım ordu bozuldu, dağılıyor, kaçınız!” diyeceklerdir. III. Mehmed’in yanında bulunan Hoca Saadeddin Efendi hemen duruma mü­dahale ederek, “Sultanım sakın savaş meydanını terk etmeyiniz. Atalarınızdan hiçbiri bunu yapmadı. Peygamber Efendimiz’in(sas) Hırkası’nı teberrüken omzunuza alınız,” der. III. Mehmed Hırka-yı Saadet’i omzuna aldığında savaşın geri planında bulunan iki bin civarındaki aşçı ve yamak bu manzara karşısında heyecanlanır ve ellerine ne geçirdilerse; kazma, kürek, kepçe savaşın içine dalarlar. Bu manzarayı gören ve geri çekilmekte olan yeniçeriler de geri dönerler ve bir hezimet son anda zafere döner.

Mescid girişinde Hoca Sadeddin Efendi ve aile efradı Müderris Mesud Efendi (v. 1 595), Şeyhülislam Şerif Mehmed Çelebi Efendi (v. 1 6 1 5), Kazasker Abdülaziz Efendi (v. 1 6 1 7), Kazasker Salih Efendi (v. 1 622), Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi (v. 1 625) medfun bulunmaktadırlar. İstanbul’da görülebilecek en büyük mezar taşlarından birini burada görüyoruz. Hoca Sadeddin Efendi’ye ait olan bu devasa baş ve ayak şahidesinde herhangi bir yazı, şekil ya da tarih yoktur.

Hoca Sadeddin Efendi ve aile efradının medfun bulundukları Darülkurra yakınında bulunan mezarı

Yapının Kastamonulu Şeyh Şaban Efendi’ye tekke olarak verildiği bir dönem var. Akabinde 2. Abdülhamid ve Ebülhüda meselesi var ki başka zamanda anlatırız. Şimdilik fotoğrafları ekleyelim.

Şeyh Şaban-ı Veli’nin talebelerinden Şaban Hazretleri’nin kabri
Ebulhüda’nın bugün yer seviyesinin altında kalan kabri. Fotoğrafın ön kısmında
yerde sadece baş ve ayak şahideleri görülebilmektedir.





Ebül Hüda Hazretleri :

Ebül Hüda Hazretleri Abdülhamid’in en yakın danışmanlarından. Renkli bir kişilik. Halep ’lidir. Sayyadi ailesine mensuptur. 1849-50 yılında Sûriye’de doğmuş olup 1909 yılında İstanbul’da ölmüştür. Babası Rifâîyye tarîkatına mensup Şeyh Hasan Vâdî’dir. Babasının etkisiyle Halep Şeyhü’l-Meşihat dâiresinin şeyhi Seyyîd Alî ibn Hayrullah es-Sayyâdî‘ye bağlanmış ve kendisine Rifâîyye tarîkatı icâzetnâmesi ve hilâfeti verilmiştir.Halep, Bağdat ve Diyarbakır‘da ‘Nakîbü’l-Eşrâf’lık (1) görevleri.1876 yılında İstanbul’a geliş ve hızlı yükseliş ile Sultân II. Abdülhamid Han’ın yakın çevresine girme. Taa ‘Şeyhü’l-meşâyihlik’ (2) makamına kadar yükselme. Kolay değil tabii. çekemeyenlerin şikayetleri, gözaltına alınmalar, sürgünler, tekrar geri dönüş ve Rumeli Kazaskerliği görevine kadar yükseliş. Dedik ya renkli bir kişilik. Neyse devam .

1878’de İkinci Meclis-i Mebusan’a Halep temsilcisi olarak girmiş, meclisin feshiyle padişahın danışmanı olarak sarayda kalmıştır. Arapları iyi tanıması, onlara yönelik politikalar üreten siyasi kabiliyet ve becerileri nedeniyle padişahın itimat ettiği yakın danışmanlarından olmuştur.Yaklaşık yirmi sene boyunca Hilâfet ve İslâm birliği için çalışmış, hükümdara destek olmuş, Suriye’deki karışıklıklara müdahil olarak fikirleri ve nüfuzu ile bu karışıklıkları engellemiştir.Aynı zamanda  Tercümân-ı Hakîkat’de Araplar’a hitap eden makale ler kaleme almıştır.

Şeyh Ebû’l-Hüdâ Efendi, II. Meşrûtiyet’in ilânından sonra, Yıldız Sarayı Kütüphanesi’nde görevli oğlu Hasan Halit ile beraber hafiyelik suçlamasıyla tutuklanmıştır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinden az bir zaman önce, geçirdiği uzun bir hastalığın ardından Şubat 1909’da Büyükada’daki köşkünde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Naaşı çok kalabalık bir cemaat ile Eyüp’te Yahyâzâde Tekkesi yanındaki Ebû’l-Hüdâ Kütüphânesi’nde bulu -nan türbeye defnedilmiştir.1964 yılında kabri açılarak cesedi, Halep’te Halep kalesine muntazır Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Evkaf Müdürlüğü binası içindeki türbeye nakledilmiştir. (Kaynak www.eskieserler.net)

Görüldüğü gibi Ebül Hüda Hazretlerinin ölümü ardından defnedildiği yer konusuna kadar sıkıntı yok. Mezarının bugünkü yeri konusunda, “T.Uğurluel,Osmanlı’nın Kalbini Bekleyenler” kitabının 206-215. sayfalarında anlatılanlar ile gerek yukarıda verdiğimiz kaynakta, gerekse internet ortamında yapılacak araştırmada ulaşılabilen kaynaklarda , görüş ayrılığı var. Talha Uğurluel kitabında kaynaklara dayanarak verdiği bilgi daha doğru gibi. Ayrıca Süleyman Tevfik Özzorluoğlu’nun “ Abdülhamid’in Cinci Hocası” adlı kitabı konuya meraklı olanlar için önerilir.

1-Peygamber Efendimizin (sas) soyundan gelenlerle ilgilenmek üzere kurulan teşkilâtın sorumlusu. Bu makamın önemli görevlerinden biri de seyyid ve şeriflerin şeceresini kaydederek müteseyyidlerin (seyyid olmayanların) seyyidlere sağlanan imtiyaz ve imkânlardan istifadesini engellemekti. 2-Şeyhlerin Şeyhi

Click to rate this post!
[Total: 1 Average: 5]
Kaynak
T.Uğurluel, Osmanlı’nın Kalbini Bekleyenler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu